İçeriğe geç

Hiç kimse. Bazen de hiçbir şey...

Pencere önünde gözleri kapalı, elinde kırmızı bir gül tutan kadın; yumuşak odaklı çekim

Hatırlar mısın bir zamanlar sokaklarında yürüyüp rastgele bir tabelaya dahi aşık olduğun şehri? O günlerin birisinde ciğerlerine dolan kokuyu tarif et desem muhtemelen paragraflarca betimleme yaparsın. Ankara’nın bir gece yarısı vakti kaçamadığım duman kokusu dersin. Antalya’nın aniden ortalığı ele geçiren deniz kokusu dersin. İzmir’deydim, yolda yürüyordum, bir anda b*k koktu ortalık dersin. Onu dersin, bunu dersin, dersin işte bir şeyler…

Gidiyor musun hala o şehre? Gitmene değecek bir şeyler kaldı mı yani? Kalmadıysa, ne oldu da küstün o sokaklara, o yollara, o kokulara?

Zor gelir insana, bilirim. Ait hissettiğin sokakları geride bırakabilmek herkesin harcı değildir. Kah istediğin için yaparsın, kah mecbur kalırsın. İkisi de bir hayli ağrına gider. Kolay değil, aklının sınırlarını zorlayacak kadar yoğun anıları bir otobüs biletine yakıp yenilerine yer açmak zorunda kalmanın ağırlığı taşıyabileceğinden fazladır çoğu zaman.

İyi mi yaptın şehrin ışıklarını arkanda bırakmakla? Sordun mu bu soruyu hiç kendine?

Bazen gitmek değil, durmak ister insan; ikisi de aslında aynı cesareti farklı yönlere harcamak sanki.

Bu soruyu okuyunca yüzünde oluşan mutsuz tebessümünün orada olduğunu bilmem için görmeme ihtiyaç yok… Her gün, her saat, her dakika sormuşsundur kendine. Zihnini kandırmaya çalışmışsındır. Daha iyi günler için, daha kötü günleri ateşe veriyorum. Biraz sabır… Her şey daha iyi olacak elbet… Dedin değil mi bunları kendi kendine…

Yanlış yaptığını düşünebilirsin. Özlüyor olabilirsin. Hiç hissetmediğin kadar yüreğinin bir kenarında pişmanlık hissediyor olabilirsin. Merak etme. Yalnız değilsin.

İnsanız biz. Bazen ceketimizi almaya vaktimiz kalmadan bir yerleri terk etmek zorunda kalabiliriz. Birilerinin arkamızdan koşup bizi durdurmasını bekleyebiliriz. Biraz bencilliğimizden, biraz korkumuzdan. Çoğu zaman da uzanan bir el göremeyiz, gittiğimiz yolu yürümeye devam etmek zorunda kalırız. Artık kader mi dersin, aptallık mı, orası sana kalmış.

Şehrin ışıkları teker teker sönmeye başladığında, elinde tuttuğun, sönmek üzere olan o sigaraya iyi bak. Hani giderken son kez dönüp baktığın o şehrin ışıklarından bahsediyorum… Sönmek üzere olan sigaran, o şehrin havasına bırakacağın son imzan olacak muhtemelen. Korkma. Gideceğin yerde yeni bir sigara yakacaksın. Belki tadından imrenip sigarayı bırakacaksın, belki “Bu sigara bu kadar lezzetli miydi lan?” deyip daha da bağımlı olacaksın. İkisi de yeni kaderinin başlangıcı olacak. Ne olursa olsun, ikisi de sana ait olacak.

Kendine şu soruyu sormayı ihmal etme.

Ardında bıraktığın şehir gerçekten sana mı aitti, sana ait hissettiren birisi miydi?

Bir soru daha var sorulması gereken.

Gittiğin yeni şehrin ışıkları, senden dolayı mı parlak bu kadar? Yoksa o ışıkların parıl parıl parlamasına sebep olacak kadar isteyecek misin başkasının elini tutmayı?

Son bir soru.

Görmeseydin onu kırmızılar içerisinde, sever miydin yine güllerden güzelcesine?

Gittiğin her şehirde de kendi kafanın kalabalığını taşırsın zaten.

Aldın mı mesajı?

E-Posta Bültenim

Yeni yazılarımdan anında haberdar ol.

Spam yok. Sadece sen ve ben. İstediğin zaman ayrılabilirsin.

4 yorum

  1. İclal avatarı

    Gitmek hiçbir zaman tam anlamıyla bir kopuş değildir. Aslında insanın kendisiyle yaptığı en ağır yüzleşmenin ta kendisidir. Çünkü bir otobüs biletiyle yaktığını sandığın şey geçmiş değil yalnızca o anıların sahnelendiği dekordur.
    İçindeki sızı yeni bir şehre adım attığında mucizevi bir şekilde kaybolmaz. Belki zamanla kendine yeni bir rutin kurarsın; yalnız bir gecenin köründe elin istemsizce sevdiğin bir şarkıya gider duyduğun tınıda bile kırmızılar içindeki silüet tanıdık bir nota gibi sızar parmak uçlarına. Bir şarkı mırıldanır, kendi kendine sakinleştim diyerek zihnini susturmaya çalışırsın ama aslında için avaz avaz bağırıyordur. Koca bir köprüaltı yalnızlığı gibi çöker insanın omuzlarına o geride bırakmışlık hissi. İnsan aslında şehre küsmez. O sokaklarda bir daha asla var olamayacak olan kendi ihtimaline küser. Etrafındaki her şey yıkılsa da gözündeki görüntü hep orada, o şehirde sapasağlam kalır.
    İyi mi yaptık o şehrin ışıklarını arkamızda bırakmakla? Bu sorunun iç rahatlatıcı bir cevabı yok. Giden vardığı yere hiçbir zaman tam olarak ulaşamaz. Her zaman ardında bıraktığı sokakların bir köşesinde biraz eksik kalır.

  2. Furkan avatarı

    Kabuk tutmasına rağmen bu günlerde açılan yaramı görmüşsün. O şehir benimdi. birisi için değil sevmem. Son sigaramı içerken tıpkı dediğin gibi düşünüyordum aslında.
    Büyüdüğüm, bana ait olan, beni ben yapan her şeyin yaşandığı şehir. Ve evet, daha iyi ihtimaller için bırakılan tüm ihtimaller.
    Ama olmadı. olmuyor gibide.
    Yola çıktığım kişi yabancı geliyor. Yıprandık, değiştik.
    Özlüyor muyum? Köpek gibi. ama biliyorum ki o zamanları özlüyorum. Şimdi gitsem, aynı kalan hiç bir şey yok.
    Ne kişiler ne şehir.
    Ama değişimi tek başıma yapacak gücüm de yok.
    Ve asla ama Asla kendinden, Bağımsızlığından ödün vermemeli insan. Sevilen yüklenen anlamdan dolayı sevilmiş sanırsam. yada anlam doğruydu kişide. ancak değişim pas tuttu zamana karşı koyamadan. değişti ve dönüştü.
    Kimse yok gibi. Hayatta kalma modunu açtım.
    bencillik yapmak zorundayım. benliğimi yitirmemek için galiba.
    dedim ya kimse yok.
    belirsizlik, korku, yarım bırakılan bir kitabın hüznü var.
    Arkamda hissettiğim bir beden yok. Güçlü hissettiren, destekleyen, ben varım diyen hatta varım diyen…
    Şu an şehri değil hissettirdiklerini özlüyorum. Şu gün gitsem özlediklerim yok biliyorum orada.
    Köpek gibi korkuyor, titriyorum.
    Kararlarımdan, yapabileceklerimden ürküyorum.
    Sanki bir çukurdayım, üzerimden küçücük deliğimden sesleri duyuyorum. koşuşturanları. O gürültüde olmam gerektiğini biliyor ancak ben büzülmüş küçücük delikten görünen minicik göğe bakıyor, o patırtıları işitiyorum sadece.
    Birinin uzanıp elimi tutmasını mı bekliyorum?
    Biri olacak mı ki? Bilmiyorum. Yine mi güveneceğim ona?
    Bakalım, belkide önceden olduğu gibi tek başıma çıkacağım yine bilemiyorum.
    güzel bir yazıydı. Teşekkür ederim.
    İyi geldi bana.

    1. Ömer Taşkın avatarı

      Ayırdığın vakte sağlık Furkan’ım. Zor süreçler bunlar. Sen de, ben de, hatta bu yorumu okuyan insanlar da iyi bilirler bunu. Severek tekrar ettiğim bir söz vardır. “Kader, gayrete aşıktır”. Ne zaman pes etmeye yüz tutsam bu sözü düşünürüm. Elbet zafer yolun sonundadır. Tek başımıza veya arkamızda bir orduyla fark etmez. Yürümek zorunda olduğumuz bir yol.

Bir İz Bırak

E-posta adresin yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretli.

Bir yorum paylaşarak adının, internet siten ve yorumunun herkese açık şekilde gösterileceğini ve antispam altyapımız aracılığıyla bu bilgilerin işlenebileceğini kabul etmiş olursun. Detaylar için Gizlilik ve Çerez Politikası.

Okumaya Devam Et