İçeriğe geç

Hiç kimse. Bazen de hiçbir şey...

Yan aynada, turuncu gün batımına karşı başını camdan çıkarmış, mutlu bir köpek illüstrasyonu.

Saat üçü çoktan geçmiş. Bugün 25 oldum resmen, ama bunu kutlayacak halim yok; yakın zamanda sahiplendiğim kedimin yatağımda derin bir uykuda olmasından olsa gerek, onu rahatsız etmemek için kendimi odamın balkonunda rutin bir görevimi icra etmekle meşgul ediyorum: düşlemek, düşünmek, düşünmekten yorulmak ve düşünmemeyi düşünmek. Düşünmenin tam da vakti zaten. Sanırım 15 seneye yakın bir süredir böyle düşünüyorum; bazen anlamsız, yarın unutup gideceğimi bildiğim ama ağırlığına kapıldığım basit yüzleri, arada sırada geleceğimi, çoğu zaman da geleceğimi ümitsiz görmeme sebep olan geçmişimi. Bugün dünden ve yarından biraz daha farklı düşünüyor gibiyim lakin. Zihnimin diğer günlere göre daha az yorgun olduğunu hissediyorum. Bir şeyleri düşünmeye başladığımda gelen anlamsız ve isimsiz enerjinin bugün yanıma uğramadığını da görüyorum. Kimilerinin buna çaresizlik diyeceğine eminim de, ben buna asla çaresizlik demem. Çaresizliği iyi bilirim. Bu daha çok boşvermişliğin rahatlığı gibi geliyor gözüme. Sanırım bugün bir Reddit yazısında okuduğum basit bir cümlenin etkisindeyim. Bir kutu Atarax’tan daha iyi mi geldi, ne?

Kimse senin kadar kalabalık değildir kendi kafanda. Kimse senin kadar yalnız değildir başkalarının kafasında…

Ah Tanrım, yıllardır ihtiyacım olan aydınlanmayı hiç beklemediğim bir anda Reddit’te mi çıkardın karşıma?…

Tuhaf bir söz. Yorgun bir zihinle asla ne anlattığı anlaşılamıyor. Ben de tam zihnimin yorgunluktan alev aldığı bir vakitte denk geldim bu söze. O esnada anlayamadım ama anlamak isteyeceğim bir anlam taşıdığını hissetmiş olsam gerek, direkt notlarıma kaydettim. Bir gün, iki gün, beş gün, bir hafta, iki hafta… Az önce tesadüfen notlarımda denk geldim, not aldığımı bile unutmuşken.

Gerçi, hala anladığım şeyi mi anlatmak istiyor pek emin değilim de, bir önemi var mı cidden? Öneminin olup olmadığını bile düşünemiyorum şuan. Öylesine iyi geldi zihnime.

Sabah kalkarsın. Dün söylediğin bir cümleyi düşünürsün. Söylemediğin bir cümleyi düşünürsün. On yıl önceki bir utanç anını hiçbir sebep yokken hâlâ tazeymiş gibi hatırlarsın. Kendi zihnin seni hiç yalnız bırakmaz. Orada devamlı konuşan, yargılayan, hatırlayan, tekrar oynatan bir sen var. Zihninin sınırlarını aşmaya çalışan tuhaf bir mahkum gibi gelir düşünceler.

İyi de, kimse beni düşünmüyorken ben niye bu kadar kendimi düşünüyorum?

Sen, eğer benim yakın çevremden bir insansan sana soruyorum, bu yazı karşına çıkana dek düşündün mü beni? Hatalarımı, güzelliklerimi, kör olmuş düşüncelerimi, elimi uzattığım beyaz bulutları? Düştüm mü aklına hiç?

Biliyorum aslında. Düşünmedin.

Suçlamıyorum seni merak etme. Sen de kendi gecenin ortasında, kendi balkonunda, kendi yorgunluğunla meşgulsün. Ben de seni düşünmedim. Senin de, benim de, yarattığımız yükümüzün altında ezilmek gibi bir hezimetimiz var bu aralar.

Sen de kendin için kendini düşünüyorsun değil mi? Ben de öyle. Bu satırları bile aslında sana değil, kendime yazıyorum. Sen sadece tesadüfen buradasın, tesadüfen kendime yazdığım bu satırları kendi üzerine alınıyorsun.

On yıl önceki utanç anımı hâlâ dün gibi anımsıyorum. Karşımdaki insan muhtemelen o akşam eve gidip yemeğini yedi, dizisini izledi, uyudu, uyandı… Ben henüz o anın içerisinde bir yerde olmaktan kurtulamadım. Mahkum derken tam da bunu kastetmiştim. Hücrenin yerini tarif edebilecek kimse yok. Gardiyan bile ben…

Şimdi anlamaya başlıyorum bu sözün derinliğini. Anladıkça, hücrenin yolu görünmeye başlıyor. Zihnim biraz daha hafifliyor. Yüzümdeki gülümseme biraz daha artıyor. Hayrola, mutlulaşmaya mı başlıyorum ne?

Bunu bugünü çok dert etmemekle karıştırmayın; aksine, bugünü hâlâ dert edebiliyor olmak, hâlâ burada olduğumun kanıtıydı.

Kedim hâlâ yatağımda uyuyor . Ben hâlâ balkondayım. Saat üçü geçmiş artık, dörde yaklaşıyor. Düşünüyorum da, bu yazıyı okuyacak kimse de aslında beni değil, kendini düşünecek burada. Kendi gecesini, kendi hücresini, kendi unuttuğu ya da unutamadığı yüzleri.

Yazmanın anlamı bu. Kimse seni dinlemiyor gerçekten. Herkes kendi sesini senin cümlelerinde duyuyor. Şikayetçi değilim, bu bloğun varoluş amacı bu zaten.

Konuştum, anlattım, bittim.

Kimse yok.
Yine de kalabalığım…

E-Posta Bültenim

Yeni yazılarımdan anında haberdar ol.

Spam yok. Sadece sen ve ben. İstediğin zaman ayrılabilirsin.

Henüz yorum yok

Henüz kimse bir şey söylememiş. İlk sözü sen söyle.

Bir İz Bırak

E-posta adresin yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretli.

Bir yorum paylaşarak adının, internet siten ve yorumunun herkese açık şekilde gösterileceğini ve antispam altyapımız aracılığıyla bu bilgilerin işlenebileceğini kabul etmiş olursun. Detaylar için Gizlilik ve Çerez Politikası.

Okumaya Devam Et