İçeriğe geç

Hiç kimse. Bazen de hiçbir şey...

Sisli bir çayırda sandalyede oturan, başı karalama yumağına dönüşmüş adam, karşısındaki sandalyede duran boş aynaya bakıyor

Saatlerdir beyaz ekrana bakıp havalı bir giriş arıyorum. Bulamadım. Belki de konu durmak olduğu için bu kadar düşünmeyip direkt konuya girmem gerekiyor.

En yakın dostumla -ki ben ona gayrı resmi psikoloğum diyorum- yaptığımız son konuşma aklımdan çıkmıyor. Geyik muhabbetiyle başlayan sohbetimiz bir anda varoluşsal bir krizin kıyısına demirledi.

Hayat devam ederken durmak…

Dünya dönüyor, zaman akıyor. Böyle bir debinin ortasında bir taş gibi hareketsiz kalmak… Bu, akıntıya direnmek mi, yoksa boğulmayı kabul etmek mi? Hiç bu açıdan baktınız mı?

Ben baktım. Gördüğüm şey ise beni biraz ürküttü.

Gördüğüm şey durmanın modern dünyada kendine yapabileceğin en büyük ihanet gibi hissettirmesi. Sanki bir yürüyen merdivendeyiz ve herkes yukarı çıkarken biz tırabzanlara tutunup sabit kalmaya çalışıyoruz. İnsanlar çarpıyor, ‘Yürüsene kardeşim!’ diye bağırıyor. Olduğun yerde durmak geriye düşmekle eşdeğer tutuluyor. Durursan mükemmel hayatı yaşayan diğer insanların tozunu yutarsın. Bu korku bizi nefes nefese, ciğerlerimiz patlayana kadar anlamsız bir maratona zorluyor gibi duruyor…

Tuhaftır, yapmaktan kaçtığım bir yolu tercih ettim. O sohbetin ardından, durdum.

Omuzlarımdaki yükü, bitmek bilmeyen yetişme telaşını masanın kenarına bıraktım. Enteresandır kıyamet kopmadı. Dünya batmadı. Güneş sönmedi. Korktuğumuz geride kalma hissi gelip beni yutmadı. Sadece gürültü kesildi ve sessizliğin içinde, uzun zamandır duymadığım bir sesi duydum. Kendi nefesimi.

Sonra bir şey fark ettim. En büyük korkumuz aslında geride kalmak değil; yokluğumuzun fark edilmeyeceği gerçeğiyle yüzleşmekmiş.

Bizler koşuşturmaca içinde kendimizi sistemin vazgeçilmez bir dişlisi sanıyoruz. Ben durursam işler aksar, ben koşmazsam dünya yavaşlar yalanına sığınıyoruz. Oysa o gece anladım ki; evrenin muazzam ve acımasız kayıtsızlığı benim hızımla ya da sizin şikayetlerinizle hiç ilgilenmiyor. Dalgalar kıyıya vurmaya, insanlar küçük dertleri için kavga etmeye devam ediyor. Benim duruşum sistemde en ufak bir hata vermedi.

Bu ilk başta insanın egosuna ağır bir tokat gibi iniyor.
“Nasıl yani, ben bu kadar etkisiz miyim?” diyorsun.
Yine de bu tokatın sızısı geçince yerini muazzam bir hafifliğe bırakıyor. Kimse sizden dünyayı sırtlamanızı beklemiyor; bunu siz, kendinizi önemli hissetmek için uydurmuşsunuz.

Bunları düşündüm kafamda. Kendim için. Herkes için.

Belki de durmak, kendimce “bugünü çok dert etmemeyi” öğrenmenin başka bir yoluydu — sadece daha sessiz, daha az itirazlı bir hâli.

Ben şimdi buradayım. Denizin karşısında bitmek bilmeyen dalga seslerinin önünde duruyorum. Dünya çılgın bir hızla dönmeye, insanlar bir yerlere yetişmeye devam ediyor. Bırakın dönsünler. Ben biraz manzarayı izleyeceğim.

E-Posta Bültenim

Yeni yazılarımdan anında haberdar ol.

Spam yok. Sadece sen ve ben. İstediğin zaman ayrılabilirsin.

2 yorum

  1. k. avatarı

    Sanırım bu farkındalığa ulaştıktan sonra insan ya bencilliğe ya da tam tersi insanlara daha sıkı bağlanıyor. İlki saf kabullenme, diğeri hayata anlam katma çabası. Henüz orta yolu ben bulamadım.

    1. Ömer Taşkın avatarı

      Belki de bahsettiğimiz orta yol sabit bir durak değil, sürekli sallanan bir sarkaç. Öyle olmasa sanırım şimdiye kadar benim de senin de o orta yolu bulmuş olmamız gerekirdi…

Bir İz Bırak

E-posta adresin yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretli.

Bir yorum paylaşarak adının, internet siten ve yorumunun herkese açık şekilde gösterileceğini ve antispam altyapımız aracılığıyla bu bilgilerin işlenebileceğini kabul etmiş olursun. Detaylar için Gizlilik ve Çerez Politikası.

Okumaya Devam Et