
Aynı günü kaç kere yaşadın?
Dur. Bunu gerçekten düşün. Beş yıl önce seni en çok ne yoruyordu? Somut bir şey. İsim ver.
Çıkmıyorsa, cevap zaten bu.
O gün tam o anda şimdinden ne kadar farklıydın? Aynı aciliyetle yanıyordun. Aynı “Bu sefer gerçekten önemli” hissiyle. Ardından geçti. İz bırakmadan, sormadan, haber vermeden. Hafızan onu tutmaya değer bulmadı.
Bugünküyü de tutmayacak.
Fakat bu sabah kalktığında yine aynı telaş seni bekliyordu. Beş yıl önce de. Muhtemelen beş yıl sonra da.
Mesele “Neden unutuyoruz?” sorusunun cevabı değil de, “Unutacağımızı bile bile neden aynısını tekrar ediyoruz?” sorusunun cevabı.
Hafıza sıfırlanıyor.
Davranış sıfırlanmıyor.
Bu iki cümle arasında bütün trajikomedi gizli.
Bir cemre düştüğünde hep aynı şeyi hissetmenin, ya da gece yarısı hep aynı sessizliğe gitmenin nedeni de bundan farklı değil sanırım.
Bu yazıyı okuduktan sonra büyük ihtimalle haklı diyeceksin.
Sonra telefona bakacaksın.
Fazlasıyla önemsiz şeylerle yüreğimizi boş yere yangın yerine çeviriyoruz ama buna dur demek elde değil ki. Bir kapatma düğmesi olsa başında nöbet tutardım. Öyle bir illet yani bu.