İçeriğe geç

Hiç kimse. Bazen de hiçbir şey...

Bir zihin dökümü.

Hakkımda

Hiç kimseyim. Sözlerinin bir değeri olmayan, dünyayı bir türlü anlayamayan, kendi benliğini orada, burada ve şurada aramaktan asla usanmayan basit biriyim. Öncelikle merhaba. Ben, sizden biriyim...

Adım Ömer. Grafik tasarım ve Halkla ilişkiler ve Reklamcılık bölümlerinden mezunum. Şu anda Felsefe bölümünde de aktif öğrenciyim. Dijital prodüksiyon, full-stack web & server security alanlarında freelance olarak çalışmaktayım. Gündüzleri şirketler için rengarenk görseller üretip geceleri el fenerimle kendimin nerede olduğunu bulmaya çalışıyorum.

Ömer Taşkın'ın küçüklük fotoğrafı
Bu dünyadaki 3. yilimdan...

İki dünya arasında yaşamak tuhaf bir his. Bir tarafta pikselleri boyayan, marka stratejisi kuran, müşteri beklentilerini karşılayan biri var. Diğer tarafta ise gece yarısı ekranın önünde oturup "neden böyle davranıyoruz?" diye soran biri. Bu iki adam hiç tanışmıyor. Hiç tanışmamalı da...

Psikoloji, felsefe, dinler tarihi... Bunlar ilk başta okuduğum bölümelere dahil değildi ama kendi kendime, kitaplar aracılığıyla, sahilde boşa bakan gözlerle bir şekilde dahil ettim hayatıma. İnsanın içini anlayamazsan nasıl iletişim kurarsın? Markalar bunu "hedef kitle araştırması" diye adlandırıyor. Ben buna sadece merak diyorum.

Antalya kıyısı, tur tekneleri
Kaleiçi, Antalya.

Hayatımın büyük bir bölümünü Antalya'nın şirin bir sahil kasabasında geçirdim. Günlerim büyük ölçüde deniz kenarında geçti. Yanımda kapağı açık, yarım kalmış bir kitap... Masada bazen ısınmış bir bira... Burada zaman farklı akar. İnsanlar tatil yaparken ben düşünüyorum; dinlenirken ben soruyorum.

Başladığım kitapları bitirememek gibi inatçı bir huyum var. Sıkıldığımdan değil yanlış anlamayın... Bir cümleye takılıp kaldığımdan. Yazarın öylesine yazdığı bir satır saatlerce kafamı meşgul eder. Sayfa orada açık kalır. Bira ısınır. Gün biter.

Ömer, Myra antik kentinde
Myra Antik Kenti
Ömer, kedisi "Lavuk" ile
Kedim "Lavuk"
Ömer, kayalık bir tepede
Lykia yolu
Köpeği "Kuduz" ile
Köpeğim "Hüsamettin"

Uykuyla aram hiç iyi olmadı. Gözlerimi kapattığım an zihin çalışmaya başlıyor; sorular, bağlantılar, "ya şöyle olsaydı" senaryoları... Yıllarca buna karşı savaştım. Sonra vazgeçtim. Benim asıl mesaim geceleri başlıyor. Bu satırların büyük çoğunluğu gece geç saatlerde, sarı bir masa lambasının titrek ışığında yazıldı. Fonda metal, reggae, ya da Türk musikisinden biri dönüyordu. Bu üçünün aynı insanın listesinde olması bile bir şeyler anlatıyor benim hakkımda.

Zihin nankördür; siler, soldurur, unutturur. Bu blog o unutuluşa karşı açılmış inatçı bir direniş. Sosyal medyanın gürültüsünden uzak, algoritmaların onayından bağımsız. Buradaki her cümle gerçekten yaşanmış bir şeyin kalıntısı. Bir gün bu kelimeler, geçip gitmiş bir zihnin burada olduğuna dair sessiz ama kalıcı bir kanıt sayılacak.

Peki senden ne bekliyorum? Belki zihninde küçük bir ışık yanmasını. Belki benimle tartışmanı, o güne kadar göremediğim bir şeyi yüzüme çarpmanı. Ya da sadece burada, bu satırlarda, kendinden küçük bir iz bulmanı. Her ikisi de bana yeter.